
Adanalı Dizisi çıkmadan önceki bir gazete küpürü...
Cüneyt Arkın gibi usta oyuncuların oynadığı polisiye filmlerin ardından Polisiye diziler de yavaş yavaş çekilmeye başlandı. 1990′lı yılların ortasında hatırladığım ilk dizi Mehmet Ali Alabora ve Meltem Cumbul‘un başrollerini daha bir çok kendini kanıtlamış oyuncularla paylaştığı Yılan Hikayesi. Yayınlandığı zamanda dalında tek olan diziydi. Tek derken en iyisi değil sadece o vardı demek istiyorum. Oldukça tutulan bu dizi bittiğinde yerini doldurma çabasına girilmedi ve 2000′li yılların ortasında yeni diziler ortaya çıkmaya başladı.
Bu dizilerden birisi Arka Sokaklar adlı dizi. Yine seçkin polisler rolünde oynayan oyuncular hikâyeden hikâyeye atlayıp duruyorlar. Daha sonra ise Gece Gündüz adında neredeyse ötekinin kopyası bir dizi çekilmeye başlandı. Her iki dizide de takımın ayakçısı takım liderinin kızına âşık falan da filan. Maceradan maceraya, kahramanlıklar serisi. Arada bir de ayıp olmasın diye başarısızlıklarla süslenen bir silsile. Adanalı diye bir dizi de bunlarla beraber yayında. Burada takım kadrosu daha az ve yine aynı şekilde takımdan birisi bir baş komiserin kızına aşık durumda şu aralar. Yine aynı maceralar falan pişman.

Arka Sokaklar Dizisinden Artistik Bir Kare
Polisiye dizilerde birbirlerinin kopyası senaryolar almış başını gidiyor anlayacağınız. Ayda bir denk geldiğim bu dizilerden edindiğim izlenimler bunlar. Zaten yarısına gelmeden daha kalkıyorum salondan ve geçiyorum odama. Oldukça bunaltıcı bir durum fakat insanlarımız ister istemez bunlara prim veriyorlar. Akşam eve gelince izleyecek başka bir şeyleri yok. Her kanalda 3′er tane dizi var. Sürekli dönüp durmaktalar. Her gün ya bir dizinin yeni bir bölümü ya da bir önceki bölümün tekrarı prime time’da yayınlanıyor. Toplam yayının %8′lik kısmını kaplaması yasal zorunluluk olan eğitici programlar ise tek bir video yıllarca gece 3-5 arası hiç izlenmeyen saatlerde dönüyor. Oysaki daha önemli işlerle ilgilenmesi gereken insanlar bu tür saçmalıklarla zaman kaybına uğruyorlar.
Ufak bir hesaplamayla işin ciddiyetini gözler önüne serelim. Evde 3 kişi günde 4′er saat TV başında hiç yoktan yere geçiriyor. Toplam 12 saat günlük iş gücü eder. Evde yapılabilecek bir ev işi alındığını ve saatte 3 lira kazanıldığını düşünsek ve bu insanların dizilere harcayacağı vaktin yarısını buraya harcadığını farz etsek. Günde 6 saatten ayda 180 saat dersek bir ayda 540 liralık bir gelir elde edilebilir. Yani 3 kişinin günde 3 saat toplanıp bir iş yaptığını düşünüyoruz.

Bir Adet Yılan Hikayesi Afişi. (:
Bu kişilerin günde 3 saat kitap okumaya ayırdığını düşünürsek kişi başı ayda 60 saat kitap okunsa ve bu kişiler saatte 10 sayfa kadar okusalar 600 sayfa kitaba denk gelir. Bu da büyük bir kültür birikimi demektir. Böylece Televizyon ve dizilerin hayatımızdan neler çaldığını daha iyi anlamış olur. Bu örnekler çoğaltılabilirler. Sağlıklı yaşam ve eğitim için harcamaya kıyamadığımız 2 saatin iki katı zamanı boş işlerle harcıyoruz. Oysaki kitap okumak ruhu daha çok dinlendirmekte fakat çekirdekten gelen bir yanlış var ortada ve kimse kabullenmek istemiyor. Birileri para kazanırken Milyonları heba ediyorlar. Sonra ise biz neden gelişemiyoruz. Biz gelişmeyelim zaten. Televizyon’da gelişim gece 3 ile 5 arası. Sakın erken veya geç açmayınız. O zaman farklı şeylerde gelişirsiniz söylemedi demeyin.
Etiketler: adanalı, arka sokaklar, cüneyt arkin, Dizi, diziler, Kitap, Mehmet Ali ALABORA, meltem cumbul, okumak, Polisiye, yılan hikayesi, Yorum


kafanızmı gzel lan . sallayın gitsin idili falan yeni kşilere kafa yorun nazlıya esraya sadullah babaya falan :D of yaa :D:D:D
polis olan kadınların hepsi erkeksimi oluyomuş sende olda göriym ozaman kimkime kapak yaparmış .. ehueheuehu :DDDD