Yaz geldi ben de ufaktan memleketime gidip geleyim dedim Yeşil Görele Turizm sponsorluğunda atladım gittim Giresun/Görele’ye güzel köyüm Adaköy‘e. Yaz sonu gelmiş fındıklar toplanmış harmana serilmiş kuruyorlar. En fazla harmandaki fındık dert olacak başımıza o kadar hamallık az yani. Memleketimin havasını suyunu hep özlemişim.

Havalar şansıma ilk iki üç gün güzeldi. Dere sefası her yaz yapmadan geçmediğim, yaptığımda da kulağımın ağrımadan yapamadığı bir eğlence. Yüzmek hoş oluyor 3 kişilik bir yerde. Biraz eskiye döndüm bu sene. 10-13 senedir tek odalı olan ( Sadece 4 duvar arası bir de dışarıdan tuvalet. Kulübe desek daha doğru olur ama geniştir fazlasıyla 15 kişi yattığımız oluyordu. ) evimiz 2 oda bir salon bir de mutfak olmuş ama hala yapıldığından beri duran eşyalar var.

Zaman çok ilerledi gerçekten. Beni az çok tanıyanlar bilirler belki eskiye özlem duyduğumu. Bunu Çanakkale ile ilgili yazı dizimden de anlayabilirsiniz aslında. Eski tarihlerde yaşamayı çok isterdim. O havayı solumayı. Yine de şimdiki neslin göremeyeceği bir tarihe tanık oldum köydeki yaşantı bakımından. Çocukken karşıya baktığımda karanlık görürdüm. Daha sonra köy görmeye başladım ardından ise bir belde durur oldu karşıda. İnsanlar her yere yürüme giderken bugün arabayla gidip geliyorlar. Önceleri köyde İstanbul’dan gelme bir iki araba haricinde köyün çarşıya çalışan minibüsleri olurdu. Bu yollar sadece o tekerlekler altında ezilirdi bir araba tarafından.

Evler birbirinden uzakta ve sadece patika yollarla ana yoldan ulaşım sağlanırdı. Hatta bazı evlere gidebilmek için oldukça uzun yollar yürünürdü. Şimdi ise bakıyorum da her eve bir yol gider olmuş. İstanbul’da kaybolmaz burada kaybolabilirsiniz. Tek şansınız ana yolu kaybetmemek. Diğer hepsi bir evin önünde son buluyor zaten. Zira benim çocukluğumdan hatırladığım bir caminin önüne, bir mezarlığın önüne bir de 2 ailenin evinin önüne yol vardı önceden. Şimdi ise her eve su, telefon geldikten sonra yol da geldi. Belediye değil ev sahipleri yaptırdı. Lüks hayat fazlasıyla köylere yerleşti.

Önceleri hatırladığım kara lastikler vardı. Herkes onlardan giyerdi istisnasız. Basma etekler falan. Herkesin de başı kapalı olurdu daha 4-5 yaşlarından itibaren. Şimdi ise makyajsız dışarı çıkmaz olmuş halk. Şimdi gelip de bana başlarının açık olması suç mu gibi bu konu hakkında gereksiz yorumlar da yapmayın. Buranın kültürü budur. Elbette inançlarda özgürlüğü savunurum ama kesinlikle bir toplumun benliğini kaybetmesini de istemem. Özellikle de bu benim yaşadığım bir köyse. Kot pantolonlar, dar elbiseler falan. Düğünlerde giyilen şeyler gündelik giyilir hale gelmiş.

Mesela bir su tası ilk günden beridir burada. Bir de küçükken direksiyon yapıp oynadığım bir jant kapağı. Onun da hikâyesi çok güzeldir aslında. Ben bir tane bulmuş oynuyormuşum dedem fındık bahçesine doğru sallamış bir daha da bulamamışım. Ardından ise halam sağ olsun bir Opel marka arabanın tekerleğinden sökmüş vermiş elime. O gün bu gündür duruyor. Bir bu kadar daha bekledikten sonra satar bloğuma yatırım yaparım diye düşünüyorum.

Baksanıza koskocaman bir geçmişten günümüze sadece birkaç eşyadan başka anılar kalmış. Bir de yaşlılar hariç eskisinden farklı duran insanlar var. Wall-E adlı animasyon filmini izleyenler orada tembelliğin insanları ne hale getirdiği gerçeğinin en basit ama kusursuz anlatıldığı durumu görmüşlerdir. İşte asıl gelecek O’na doğru sürüklenmekte…

Giresun’dan Adaköy’den Bir Dere Eğlencesi


Benzer Konular

2 Comments

  1. Çok kirleniyor böyle olunca.

  2. Sana katılıyorum immo.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.